top of page

Yakın Olmak: Çelişkili Duyguları Bir Arada Taşıyabilme Kapasitesi

“Sen küçük bir civcivsin, yeni yumurtadan çıktın. Gözlerini ilk kez az önce açtın. Bütün ördekler sarıdır ve sen de, ama sen diğerlerinden çok daha güzelsin. Sen özelsin. Bir gün gitmeye karar veriyorsun ve bir kertenkele ile karşılaşıyorsun. Ne olduğunu merak ediyorsun çünkü daha önce hiç görmemişsin. Olayı garip buluyorsun. Ama ondan hoşlanıyorsun çünkü onun çok özel bir rengi var, tıpkı senin gibi. Bir gün birlikte gidiyorsunuz ve kendinizi bir trambolinde buluyorsunuz. Öyle bir zıplamaya başlıyorsunuz ki yıldızlara ulaşıyorsunuz.”


Close (2022) filminde on üç yaşındaki ana kahramanımız (Leo) diğer on üç yaşındaki kahramanımızı (Remi) uyutmak için bu masalı anlatıyor. Leo’nun Remi’yle birbirlerinin ilk aşkı olduğunu sezdiğimiz ama sözlerle tanımlanmayan ilişkisini özetleyen bu uydurma masalın alameti farikası duyduğumuz anda o civciv gibi hissedebilmemizde. Hepi topu on cümlelik bu masal bir sürü duyguyu içeriyor. İçinde merak var, tekinsizlik var, beğeni var, heyecan var, cesaret var. On üç yaşındayken birbirinden farklı duyguları birlikte hissedebildiğimiz bir dakikalık bir masal uydurabilmek ne kıymetli. Yetişkin yaşantımızda bunu herhalde ancak kurumsal firmaların kariyer gelişim seminerlerinin “yaratıcı olmak, inovatif düşünmek” için yapılan egzersizlerinde beş kişi bir araya gelerek yapabiliyoruz.


Filmin ismi Türkçeye Yakın olarak çevrilmiş. Zaten film bununla uyumlu olarak birbirine çok yakın hissettiğini anladığımız iki arkadaşın öyküsü üzerinden ilerliyor. Sahi birine yakın olmak ne demek? Film bunun cevabını pek çok duyguyu iç içe geçmiş halde hisseden ana karakterlerin kurduğu ilişkiler ile veriyor. Leo ve Remi arasındaki yakınlığı esasen birlikte koşup güldükleri sahnelerde değil, aralarındaki engellenmişlik ve agresyon ile yakın olma arzularını yastık savaşı oyunuyla gizledikleri sahnede hissediyoruz. Tıpkı annemizin tamamen tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar bizim olmaması karşısında yaşadığımız hüsran ama bir o kadar da ona duyduğumuz bağlılığın içimizde yarattığı çelişki kadar gerçek bir sahne bu sahne.  Üstelik bizim gibi cennetin annelerin ayakları altında olduğu vurgulanan bir kültürde hem çocukların annelerine hem annelerin çocuklarına ağız tadıyla öfkelenmeleri ve aynı anda öfkelendikleri ilişkilerin tatminkâr yönlerini görmeleri pek kolay olmuyor. Bunları yan yana getirmekte çoğu zaman güçlük çektiğimizden deneyimlerimizin bazı yönlerini yok sayma eğiliminde oluyoruz. İçimizdeki zıtlıkların uzlaşıya ulaşamadığı durumlarda samimiyetle tüm hallerimizi ortaya koyabildiğimiz ve yakın bağlantılar kurduğumuz ilişkiler yerine, kendimize sakladığımız, sonunda da sakladığımızı tek başımıza taşıdığımıza inandığımız yükler oluşuyor ötekiyle aramızda. Hal böyle olduğunda ilişkilerimizin temasta olmak için değil, ruhsal olarak tek başınalığımızı sürdürmek için bir araç olduğu yaşantılar ortaya çıkıyor. “Close” kelimesinin yakın anlamının yanında aynı zamanda kapalı, kapatmak anlamlarına gelmesi ne kadar manidar. Sevdiğimizle aramızdaki yakınlığı tehdit ettiğine inanıp kapı dışarı etmeye çalıştığımız bütün o olumsuz duygular, tam tersine bizi yakın olmaya kapalı bir hale getiriyor.  


İçtenlikle yakın hissedebilme halini birbiriyle çelişen duyguları içimizde taşıyabilme kapasitemiz belirliyor. Remi’yi kaybettikten sonra Leo’nun yaşadığı duyguların çeşitliliği bize birini sevmenin bedeli olarak yasın içinde de karmaşık duyguların bir arada olduğunu gösteriyor. Leo kaybından sonraki gün okula gidip rutin hayatına devam etmeye çalışıyor ama bir yandan ruhsal olarak gerilediğini gece uyurken altına kaçırdığını fark ettiği ve abisinin yanına uyumaya gittiği sahnelerden anlıyoruz. Ertesi sahnede dışarıda arkadaşlarıyla kar topu oynayıp eğlenirken, bunun akabindeki sahnede aynı arkadaşları tarafından Remi’yi tanıklarını düşünerek yapılan yorumlara öfkeleniyor. Eskiden Remi’yle olduğu gibi bir arkadaşını evine davet ediyor, onunla gündüz iyi vakit geçiriyor ama gece olduğunda uyuyan arkadaşına baktığında Remi’yi özlüyor ve ertesi gün Remi’nin evine gidiyor. Dönem sonu partisinde eğlenen arkadaşlarına gülümsemesi de gerçek, aynı anda Remi’nin yokluğunu hisseden gözlerindeki hüznü de gerçek. Ruhsal acısını bağır çağır dile getirdiğini görmediğimiz Leo nedense bir şekilde kolunu kırıyor ve ancak ağladığını o sahnede görebiliyoruz. Oysaki filmin ikinci yarısından itibaren biliyoruz ki Leo suçlu hissediyor, üzgün hissediyor, kızgın hissediyor, arkadaşını hala çok seviyor ve özlüyor.


Yaşamdaki zıtlıkların doğallığını oğlunu kaybeden Remi’nin annesinin bir doğum hemşiresi olmasıyla simgeleyen bu film bize ilişkilerimizde hem yakın hem uzak hissetmenin sevdaya dahil olduğunu hatırlatıyor.





57 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page