top of page

Kardeş Rekabeti: "SUCCESSION"ın Baştan Yenik Çocuğu Connor

İnsan doğasını anlamak için filmlere, dizilere, kitaplara bakmak evvelden beri iyi bir referans noktası olmaya devam ediyor. Ben de bu yazıda “Succession” dizisine bakarak içimizdeki dünyaları anlamaya biraz daha yaklaşmaya çalışacağım.




kardeş rekabeti, baba, dizi, ödipus kompleksi

İnsan türünün bir taraftan ekranda gördüğünün kendisine uzak olan kurgu olduğunu bilirken diğer taraftan içinde bir yerde bunun kendi gerçekliğiyle temas etme olasılığını taşımasının diziler ve filmleri neden bu kadar sevdiğine bir yanıt olabileceğini düşünüyorum. İnsan doğasını anlamak için filmlere, dizilere, kitaplara bakmak evvelden beri iyi bir referans noktası olmaya devam ediyor. Ben de bu yazıda “Succession” dizisine bakarak içimizdeki dünyaları anlamaya biraz daha yaklaşmaya çalışacağım.


Emmy ödüllü bir Amerikan draması olan Succession, etkileyici performansları, aile dinamiklerinin karmaşıklığı ve kara mizah anlayışıyla yayınlanmasından kısa bir süre sonra birçok izleyiciyi kendine bağladı. Dizi dört sezon boyunca bize, medya ve eğlence sektöründe bir imparator konumunda olan Roy ailesinin kendi aralarındaki inişli çıkışlı ilişkileri gösteriyor. Bu hikayenin iskeletinin Freud’un bize kazandırdığı ödipal çatışma kavramına dayandığını fark etmek için diziyi bir bölüm izlememiz yeterli. Modern bir Kral Lear hikayesi olduğunu söylemek de mümkün. Bunu bir cümleyle özetlersek, imparatorluğu Waystar Royco'ya bir halef seçmekte zorlanan babaları Logan'ı etkilemek için Kendall, Roman ve Siobhan arasında bitmek bilmez bir kardeş rekabeti yaşanıyor. Bu üç kardeşin babalarının onayına duyduğu ihtiyaç, onun başarısını, tanınırlığını ve gücünü taklit etme isteği ile kendi kimliklerini ve bağımsızlıklarını geliştirme ihtiyaçları arasındaki çatışmanın yıkıcılığını hem sözel hem görsel olarak ustalıkla anlatan bir hikaye bu. Ayrıca dizi boyunca, annelerinin de çocuklarının duygularını anlama becerisinden yoksun olduğunu ve Roy çocuklarının onunla derin ve sevecen bir ilişki kurma şansına sahip olmadıklarını öğreniyoruz. Dizideki her karakterin, özellikle baba ve bu üç çocuğun, insan olmanın tuzaklarını anlama açısından çok zengin bir malzeme sağladığını ve her biri için ayrı bir yazı yazılabileceğini düşünmekle birlikte ben bu yazıda bu karakterlerden en silik olanı gibi görünen üvey kardeş Connor’a biraz daha yakından bakacağım.




Succession’ın açılış jeneriğinde dört kardeş yan yana sıralanır. Bu karede Connor’ın diğer üç kardeşle mesafeli durduğunu ve kamera çocukların ayaklarını gösterdiğinde diğer erkek kardeşlerinin aksine onun ayaklarının hazır ol duruşunda olmadığını görürüz. Connor kardeşlerinin arasındaki amansız rekabete aktif olarak katılmayacağını baştan ilan etmiş gibidir. New York yerine New Mexico’da yaşayarak ailesinden fiziksel olarak uzak duran hayatı adeta ruhsal mesafesinin de bir temsilidir. Ancak Connor için özsaygısını korumak ve potansiyelini hayata geçirmek, benmerkezci ve manipülatif bir babanın gölgesi altında ve yıkıcı haset duygularıyla dolu bir ailede kolay bir yolculuk değil. Bununla birlikte, henüz Connor çocukken annesinin Logan tarafından psikiyatrik bir tedavi merkezine gönderildiği bilgisi de Connor’ın erken yaşam öyküsündeki kayıpları tahayyül edebilmemizi sağlıyor.


İlk bölümde Roy ailesi Logan'ın 80. doğum gününü kutlamak için toplanır ve Connor birkaç denemeden sonra hediyesini babasına vermeyi başarır. Hayatında istediği her şeye erişebilme lüksü olan Logan’a ne vereceğini bilemeyen damadının aksine Connor babasına hediye olarak eski usul ekmek yapmak için kullanılan bir kap ekşi maya verir. Ve fakat hediyesini verdikten hemen sonra, kardeşlerinin ve babasının garipseyen bakışlarının da etkisinden olsa gerek, hediyesi saçma bir fikirmiş gibi pişman olur. Connor’ın hizmetçilerle dolu bir evde, kendini kariyerinde en yukarıda olmaya adamış olan bu adamı hiç tanımıyormuşçasına bu hediyeyi vermesi, iç dünyasında gerçek babasıyla bir temas halinde olmayı reddettiği şeklinde yorumlanabilir. Connor hediyesini hayalindeki bir babaya uzatıyor gibidir. Sembolik düzlemde düşünüldüğünde, babasına verdiği kapalı bir kaptaki bu “maya” tıpkı çok eski günlerden beri temas edilmeyi ve şekillendirilmeyi bekleyen kendiliğinin bir ifadesi olarak görülebilir. Connor’ın babasına hediyesini açarken Logan’ın bununla bir şeyler yapmak isteyebileceğini düşündüğünü söylediğini duyuyoruz. Belki de kendisindeki arzuyu ancak babasının bunu isteyebilme ihtimali olarak ifade edebildiğini fark ettiğimizde Connor’a duyduğumuz eşduyum artabilir. Ancak cevapsız kalan bu davet yine yeniden Connor’a mayasının bozuk olduğunu hatırlatıp, uygunsuz bir şeyi ortaya koyduğumuzdaki o utanç duygusunun tanıdık hissiyle arkasını dönüp gitmesine yol açıyor. Connor’ın babası tarafından bir gün görülme umudundan vazgeçmiş gibi görünmesinin aslında bu arzusunu ortadan kaldırmadığını, yalnızca çoğalacağı günü bekleyen bir maya gibi kapağı kapalı bir kapta beklediğini anlıyoruz. Logan’ın felç geçirip hastaneye kaldırıldığı bir sahnede Connor, babasına kriyojenik beden dondurma yöntemi (tedavisi olmayan bir hastalığı olan veya ölen kişilerin bedenlerinin gelecekte bir gün yeniden canlandırılması için çok düşük sıcaklıklarda koruma uygulaması) uygulanmasıyla ilgili isteğini dile getiriyor. Benzer şekilde burada da Connor’ın babasıyla ilgili değil babasının hiçbir zaman o biricik evladı olamayacağı bilgisiyle kendisinin nasıl başa çıktığıyla ilgili söylediği bir şeyi duyuyoruz sanki. Connor diğer kardeşlerine çok garip görünen bu fikriyle babasıyla arasındaki felçli ilişkisinin getirdiği değersizlik hissinden korunmak için adeta otantik kendiliğini dondurduğunu ancak bir gün yeniden canlanmasını umduğunu söylüyor gibi bize.


Connor’ın dizi boyunca babasından şirketteki herhangi bir konumu talep etmediğini ancak sevgilisi Willa’nın tiyatro hayalini ya da kendisinin başkanlık hayalini gerçekleştirmek için zaman zaman Logan’dan para istediğini görüyoruz. Dizi boyunca Connor hem izleyiciye hem ailesine anlamlı herhangi bir şey üretmeyen, aksine var olanı tüketen biri izlenimi çiziyor. Hatta katıldıkları bir davette Willa’nın Connor’ı “hiçbir şey yapmadığına” dair bir şakayla aşağıladığını izliyoruz. “Ben kayaların üzerinde yetişen ve içimde ölen böceklerle yaşayan bir bitkiyim.” diyen Connor sanki bize duygusal olarak hiç beslenmediği halde içindeki tüm kayıplara karşı hissizleşerek yine de tek başına hayatta kalabildiğini anlatmaya çalışıyor. Peki gerçekten bu kadar değersizlik hisleriyle Connor’ın nasıl başa çıktığı sorusu bizi çevresine tuhaf görünen ilgilerini anlamaya götürüyor. Örneğin, Connor’ın dizi boyunca birkaç kez Napolyon tarihine takıntılı bir ilgi gösterdiğini görüyoruz. Öyle ki, Napolyon'un penisinin açık artırma pazarına yeni çıktığı haberini aldığında çok heyecanlanıyor ve bunu elde etmek için peşine düşüyor. Belki de tarihin en görkemli figürlerinden birine ait olan bu iktidar sembolü, Logan’ın iflah olmaz güç tutkusunun hayatı boyunca ona yeterince iyi olmadığını hatırlatması karşısında bir protez görevi görüyor. Benzer şekilde, gerçekte politika hakkında hiçbir entelektüel yatırımı ve deneyimi yokken Amerikan Başkanı olmak için adaylığını ortaya koyarak bu yarışı kazanacağına dair illüzyonu Connor’ın politikanın iktidar gücüyle özdeşleşerek dünyaları yöneten bu hayali konuma ne kadar ihtiyaç duyduğunu gözler önüne seriyor. Tahta oturacak potansiyel varislerin arasında hiç yokmuş gibi görünen Connor’ın kendini en güçlü konumunda gördüğü bu fantezinin tam da babasının şirketin yönetimini hangi çocuğuna devredeceğine dair karar verme sürecinden geçerken gerçekleşmesi, iç dünyasının dış yaşamdan gelen duygusal zorlukların çağrısına bir cevabı gibi ortaya çıkıyor. Oysaki rekabet etmek, içinde yenilgi ihtimalini de içeren bir süreç. Bu anlamda kardeşleriyle rekabete girmekten uzak duran Connor ne kazanıyor ne kaybediyor gibi görünüyor, öte yandan bu haliyle hayallerinde hep kazandığı durumları, konumları koruyor. Yetişkin hayatında sorumluluk almanın ödüllerini ve bedellerini deneyimleyemeyen Connor, benzer şekilde devlet sisteminin devamlılığını sağlayan vergi ödemenin kalktığı çocuksu bir dünya hayali ile vergi karşıtı bir propaganda dile getirerek Başkanlığa aday oluyor. Buna paralel şekilde, Connor’ın eskiden para karşılığı cinsel birliktelik yaşayan ancak şimdilerde tiyatro metni yazmaya çalışan ve Connor’la ilişkisinde onun kadar duygusal bir yatırımı olmadığını anladığımız Willa’nın kurtarıcısı olmaya çalıştığını izliyoruz. Terapi odasında Connor’ın ruhsallığını onunla beraber çalışma fırsatım olsaydı bu çok değerli hissetmek isteyen yanı ile kuvvetle muhtemel çok değersiz hisseden diğer yanı arasında gidip gelmesini anlamamızın önemli olduğunu düşünürdüm.


Logan’ın Connor’ın evlendiği gün ölmesi Succession’ın hayatın ironisini bize başarılı bir şekilde nasıl gösterdiğine de bir örnek gibi. Connor’ın babasının öldüğünü duyduktan sonraki ilk cümlesi, “Zaten beni hiçbir zaman sevmedi.”, bize esasen hiçbir zaman gerçek bir evinin olmadığını hissettiğini söylüyor. Son olarak, Connor’ın bir yatta gerçekleşen nikahı ilk bakışta milyarder bir yaşamın küçük bir detayı gibi duruyor. Ancak Connor ile terapi odasında olsaydık, duygusal dünyasında bir türlü yerleşik bir eve sahip olamayan bu adamla zemini dalgaların müsaade ettiği sürece sabit kalan bir yerde temsili bir ev kurmaya adım atmasının dikkatimi çektiğini paylaşırdım.


13 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page