top of page

"Sevgi" 4. Bölüm: Olgunlaşma

Bundan önceki yazılarda olgun sevgi için olgun olmak, olgun olmak için özgür olmak ve özgür olmak için çocuksu ihtiyaç ve duygu kalıplarından kurtulmak gerektiğini tartışmıştım. Bu yazıda geçmiş ihtiyaç kalıplarını geride bırakmak olarak olgunlaşmanın ne demek olduğunu biraz tartışacağım. Bence "olgunlaşmanın" ne demek olduğu konusunda psikologlar da dahil herkesin zihni biraz karışıktır. Özellikle de henüz olgunlaşmamış büyük çoğunluğun.


Bu karışıklığın en büyük nedeni bence toplum tarafından tanımlanan olgun/yetişkin ile Psikoloji ve Felsefe tarafından tanımlanan olgun/yetişkin kavramlarının çok farklı olmasıdır. İkisini birbirinden ayırmak için toplumun olgun dediği şeye "yetişkin", psikolojinin olgun dediği şeye "olgun" diyeceğim. Toplum için "yetişkinlik" (adult), bir kişinin toplum tarafından tanımlanmış yetişkin rolleri ve sorumluluklarını üstlenme derecesini tanımlar. Ne kadar çok şeyin ve kişinin sorumluluğunu üstlendiyseniz toplum için o kadar "yetişkinsiniz" demektir. Toplum yetişkin olunmasını ister, psikolojik olgunlukla ilgilenmez.


olgunlaşma olgun yetişkin sevgi bağımlı büyüme immatür matür bağımsız gelişim
Olgun Kimdir?

Bu nedenle toplum için "yetişkin" kelimesi sanki daha çok "ebeveyn" kelimesiyle eş anlamlı gibidir. Yani toplum "yetişkin" dediğinde "ebeveynimsi" bir şekilde ötekilerin sorumluluğunu alma, görevlerini yerine getirme ve ötekilerin gözünde bir "ebeveyn" statüsüne sahip olmayı anlamaktadır. Toplumun bakış açısına göre bir kişinin sorumluluğu artıkça toplumsal "rol kalıplarını" sergilemesi artar. Bence bu durum, yetişkin kişiyi iki yöne doğru sevk eder:

1. Yüceltilme: Yetişkin insan görevinin bilincindedir, "kurtarıcıdır", "fedakardır", bu nedenle ötekilerin gözünde "saygındır", hatta belki kutsaldır.

2. Yetkilendirilme: Yetişkin insan diğerleri tarafından görevlendirilir, yetkilendirilir, yetkili kişi haline getirilir ve sonunda ister istemez "otorite" olur.

Sorumluluk, ebeveynlik, kurtarıcılık, yetkililik ve otorite arttıkça, yetişkin insan "güçlüleşir". Toplum her tür güce, güçlüye ve güçlüleşmeye öykündüğü için bu ona göre iyi bir şeydir. "Yetişkin" denildiğinde toplumun gözünde; "ebeveynimsi, sorumluluk sahibi, fedakar, kurtarıcı, yetkili, otoriter ve güçlü" bir figür canlanır. Tıpkı o çocukken "anne-babası ve diğer büyükler" gibi. Bu yetişkin ciddi, kontrollü, gülmeyen, her şeyi ciddiye alan, sululuktan hoşlanmayan, sert, çatık kaşlı, takım elbiseli, büyük ihtimalle erkek ya da erkeksi bir siluet (şablon) gibidir. Aklınıza kimler geldi mesela?


Psikoloji ve Felsefe açısında toplumun bu "yetişkin" figüründe bir sorun vardır. Toplumun "yetişkin" dediği kimseler çoğunlukla kendi olma özgürlüğünü yitirmiş, kendilik gelişimini ihmal etmiş, duygusal açıdan "olgunlaşmamış", hala ya çocuk ya da ergen duygusallığına takılı kalmışlardır. Kendilik ve olgunluk ise gelecek bahara kalmıştır. Kendilikte olgunlaşma durdukça rol kalıbında katılaşma ve role yatırım yapma artar. En sonunda artık kendilik (selfhood) yerine kimlik (identity) ya da kişilik (personality) geçmiştir.


Psikoloji, Felsefe ve benim için "olgunluk" hiç böyle bir şey değildir ve toplumun "yetişkiniyle" karıştırılmaması gerekir. Olgunlaşmada en kritik şey "çocuksu ihtiyaç, duygu ve düşünce kalıplarından" kurtulmak, onlardan bağımsızlaşmaktır. Toplumun "yetişkini" ne olgundur ne de özgürdür. Geçen yazımda olgunluk için özgürleşmenin tanımlarını yapmaya çalışmıştım. Bugün "ihtiyaç kalıplarından" kurtulmanın tanımını yapmaya çalışacağım.


Öncelikle, işe iki şeyi birbirinden ayırarak başlayalım. Doğduğumuz andan itibaren sahip olduğumuz yaşama dair doğal eğilimler ile doğduktan sonra anne-baba, toplum, eğitim ve kültürün şekillendirdiği içsel kalıpları birbirinden ayıralım. İlkine "doğal çocuk" diyeceğim ve ikincisine "kültürel çocuk" veya kişilik diyeceğim. İçimizdeki doğal çocuk evrenseldir, kültürel çocuk ise ne evrenseldir ne de tam olarak özneldir.


Doğal çocuk yaşamsal ve yaşamsever (biophilic) güdü, duygu ve heyecanları içerir, ve eğer kültür tarafından baskılanmazsa hayatımız boyunca da varlığını sürdürür. Bu orijinal güdü, duygu ve heyecanlar yaşama yöneliktir; merak, keşif, yaratıcılık, yaşam enerjisi, yaşam sevinci (eros) içerirler. Çocuğu doğallıkla her şeyi merak etmeye, her şeyle ilgilenmeye yöneltirler. Çocuk içtenlikle dünyayı keşfetme güdüleriyle doludur. Bu aynı zamanda "otantik öğrenmeleri" beraberinde getirir. Bu güdü ve davranışların pek çoğu sonunda heyecan, şaşırma ve neşe duygularıyla sonuçlanır. Dolayısıyla çocuklar dünyayı eğlenerek keşfederler, keşfederek eğlenirler. Bu keşif davranışları önce tek başına oyun oynamalara, daha sonra ötekiyle oyun oynamaya dönüşür. İnsan yavrusu için ötekiyle oyun oynama, öğrendiği, kendini ve diğerini keşfettiği, kendi olduğu ve içgüdülerine göre davranmayı deneyimlediği bir varoluşsal çevredir. (Çağımızda oyun bile büyükler tarafından kendi ideallerine hizmet edecek şekilde dizayn edilmektedir.)


Bu sırada diğer taraftan, aile ve kültür çocuğa şekil verici öğrenme kalıpları uygulayarak onun istenen şekli almasına girişirler. Bu şekillendirme sürecine eğitim, terbiye, öğretim gibi isimler verirler. Çok kısa zamanda çocuğun doğal öğrenme sürecini bozarak, baskın öğrenme biçimini oluştururlar. Bu öğrenme biçimi "formal öğrenmedir". Kullandığı temel yöntem ödül veya cezadır. Bu ödül ve cezaların bir kısmı fizikseldir ama çoğunluğu duygusal ödül ve cezalardır. Böylelikle çocuk şekil almaya başlar. İşte bugünkü bizler bu karmaşık işlemlerle kendi olmayı bırakmış ve büyükler tarafından bu şekil verilmiş canlılarız.


Bazı şanslı çocuklar doğal güdü, duygu ve heyecanları kültür tarafından bozulmayan, kendi olmalarına öncelik verilmiş insanlara dönüşürler, büyüdüklerinde merak, keşif, yaratıcılık, oyun ve hepbirliktelik duygularını dolu dolu yaşarlar ve hayat biçimlerini buna göre dizayn ederler. Gelelim bu kadar şanslı olmayan biz kültürel çocuklara.


Biz kültürel çocuklar, az ya da çok içinde büyüdüğümüz aile, kültür, eğitim ve geleneklerin idealleriyle şekillendirildik. Bu idealler, hepimizde ortak olan "doğal çocuk" yapısının bozulup, tüm içsel malzememizin (psikhe) kültürel idea kalıplarına dökülmesi demektir. Hepimiz orijinalliğimizi kaybettik, az ya da çok orijinal halimizden çok farklı bir yapıya dönüştürüldük. Toplum buna "sen" diyor. Ben toplumun "sen"iyim? Az ya da çok öyleyiz. Orijinal çocuktaki doğal vicdan toplum tarafından suçluluk ve utanç duygularına dönüştürüldü. Hayata olan yaşamsever ilgi ise başarı ve onay/takdir arayışına dönüştürüldü. Doğal ve heyecan verici merak, başarısızlıktan ve reddedilmekten / cezalandırılmaktan korkmaya dönüştürüldü. Hayattan sevinç ve heyecan duyma başarıdan ve ötekilerden onay almanın hazzına dönüştürüldü. Birlikte oyun oynamaktan heyecan duymak ise ötekilerden üstün ve ayrıcalıklı olma hırslarına dönüştürüldü. Temiz işçilik bence. Bugün ortaya çıkan narsisistik insanın farkında olmadan yaratıcıları da işte bu çok masum görünen toplumsal dinamiklerlerdir. Sonra bunlar hiç yokmuş gibi bir de oturup çocukluk analizleri yaparak sorunu kişisel yaşantılarda ya kişinin kendisinde ya da annesinde arayarak bir de hedef şaşırtıyoruz. Asıl büyük sorun doğal çocuğun yok edilmesidir veya artık tanınmaz hale dönüştürülmesidir. Bunun sorumlusu da herkestir.


Büyüdüğün kültürün içinde bireysel özgürlük, kendiliğindenlik, farklılıklara kucak açma ve otantiklik ihtiyacı yoksa, aldığın eğitimin kalitesinin kendin olmana hiç bir faydası yoktur.

Peki doğal çocuk yapısı hasara uğratılmış ve kucağına kocaman bir ben olmayan "sen" bırakılmış bizler bundan kurtulabilir miyiz? Bu sorunun yanıtı bende çok git-gellidir. Bazen evet çok mümkündür diyesim, bazense artık çok geç diyesim gelir. Neyse ki pek çok danışanım ve öğrencim bana sıklıkla ilkinin mümkün olabileceğini göstererek umut verirler. Kendimiz olmanın üstünde bu kadar durmam bu yüzdendir. İnsanın orijinal çocuğu herkeste ortaktır ve biz kendileştiğimiz zaman birbirimize benzerliğimiz artar, farklılıklarımız yok olur. Hepimizin ortak yaşam kodu; merak, keşif, yaratıcılık, oyun, yaşamsevinci, oyun arkadaşlığı ve hepbirlikteliktir. Bu yüzden gerçek kendilik bana tek kurtuluş olarak gelir. Bu mesleğe devam etmemin tek motivasyonu herkesin kendileşmesiyle varacağımız bu doğal hepbirlikteliktir.


Peki orijinal kendimize geri dönebilmek ve geçmiş ihtiyaç kalıplarından kurtulma için ne gerekiyor? Emin olmamakla birlikte sanırım iki şeyin birlikte hareket etmesi gerekiyor:

1. Bir yandan, verilen kalıbın şeklini almış beton gibi eski "ihtiyaç, duygu, düşünce" kalıplarının gücünü kaybetmesi,

2. Bir yandan, bu kalıpların yerine "doğal çocukluk kodlarımla" daha uyumlu olan canlı, değişken, esnek, güncel ve özgür bir şeyin yavaş yavaş (becoming) geçmesi. Bu yeni oluşan ve diğerini yerine geçen şeye şimdilik "olgun kendilik" diyeceğim. Bu iki sürecin aynı anda ve karşılıklı etkileşimle olduğunu düşünüyorum ama ayrışık olarak da hareket edebilirler. Psikhe son derece akışkan bir olgudur.


Ben terapilerimde öncelikle birinci süreci harekete geçirmeye çalışırım. Yani kişinin geçmiş ihtiyaç ve duygu kalıplarını fark ettirmeye, o kalıpların gücünü azaltacak şekilde foyalarını meydana çıkarmaya çalışırım. Sonra ikinci süreci hedefleyerek kişilerin bu kalıpların yerine kendileriyle daha barışık bir orijinal kendiliklerini ön plana çıkarmaya, onu destekleyip güçlendirmeye ve kişiyi kendi konusunda daha bilge bir moda geçirmeye çalışırım. yeni yaşantı ve deneyimlere girmeleri için içlerindeki doğal çocuk kodlarını harekete geçirmeye cesaretlendiririm. Bu doğal kodlar insanların kendi orijinal merak, keşif, yaratıcılık, oyun ve yaşamsevinci kodlarıdır ve yeni öğrenmeleri artık bu içsel güdüler yönlendirirler. Üçüncü olarak bu yeni yaşantıları deneyimleme ve yeni keşifler sürecinde onlara eşlik edip, kendi olmalarını (bu her neyse) kolaylaştıracak özgürleşmelerin önünü açmaya çalışırım. Bu nedenle "geçmiş ihtiyaç kalıpları" benim için son derece tehlikeli ve terapi için son derece önemlidir.


Burada bir parantez açalım. Çocukluktan kalan "ihtiyaç, duygu ve düşünce" kalıpları sabit kalmak kaydıyla kişi hayatta pek çok sorumluluk alarak toplumsal "yetişkin" olabilir. Bana göre bu "kalıp" yapılar devam ettiği sürece, kişinin ne kadar yetişkin olduğu "kendi olması" açısından önemli değildir. Belki bu ihtiyaç kalıplarını anlatabilmek için Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinden yararlanmak faydalı olabilir. Çoğumuz için tanıdık bir konudur. Ben sadece bu piramidi biraz daha farklı okuyarak derdimi anlatmaya çalışacağım.


olgunlaşma olgun yetişkin sevgi bağımlı büyüme immatür matür bağımsız gelişim
https://www.professionalacademy.com/blogs/marketing-theories-maslows-hierarchy-of-needs/

Klasik kurama göre; insan olgunlaşırken piramitte en alttaki ihtiyaçtan başlar ve bir ihtiyaç giderildiğinde bir üstteki ihtiyaç basamağına geçer. Böylece fizyolojik ihtiyaçlardan, güvenlik ihtiyaçlarına, oradan sevme ve aidiyet ihtiyaçlarına, oradan sosyal/toplumsal ihtiyaçlara ve en sonunda kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarına geçer. Yani diyelim ki 3. basamaktaki ait olma sevilme ihtiyacınızı giderecek bir partner buldunuz ve bu ihtiyacınızı tam olarak karşıladınız (güvenli bağlanma :)), bir üstteki "toplum içinde başarı ve saygınlık kazanma" ihtiyacına geçersiniz. Böyle böyle piramidi yukarı doğru inşa edersiniz. Çok geçerli ve açıklayıcı bir modeldir.


Ancak konu olgunlaşma ve özgürleşme olduğunda bu piramitle ilgili dikkat etmemiz gereken bir nokta bulunmaktadır. Bu piramit ancak her ihtiyaç giderilmeye devam ettiği sürece ayakta kalabilir. Diyelim ki terk edildiniz ve 3. basamaktaki ihtiyacınız giderilmemeye başladı, hop piramit çöker ve piramitteki 4. ve 5. ihtiyaçlar yok olur, 3.e geri dönersiniz. Gerçekten de toplumun büyük kesiminde durum genel olarak böyledir. Üstat Maslow süper bir tespitte bulunmuştur. Bu piramitte en üst basamağa kadar ulaşan bir insan "yetişkin" olmuştur, ama acaba "olgun" olmuş mudur? Bence hayır. Çünkü bence olgunlaşma ve özgürleşme söz konusu olduğunda bize çökmeyen bir piramit gereklidir. Bana göre Maslow'un ihtiyaç hiyerarşisi, tırtılın büyüme piramididir, kelebeğin değil. Bu arada hakkını teslim etmemiz gerekir, Maslow da benzer düşüncelerle ölümünden önce (1970) kuramına bazı yeni parçalar eklemiştir. Mesela "kendini gerçekleştirme" ihtiyaçlarını çok daha benim anlatmaya çalıştığım özgürleşme süreçlerini kapsayacak şekilde genişletmiştir. Ayrıca piramidin en ucuna 6. bir basamak ekleyerek "aşmış/aşma ihtiyaçlar" (transcendence needs) kavramını yerleştirmiştir. Ben kendi derdimi anlatabilmek için bu piramidi biraz kurcalayacağım.


kendini gerçekleştirme kendilik benlik aşma transendental self ihtiyaç Maslow

Ben "olgunlaşmanın" Maslow'un piramidini tepe taklak döndüreceğini düşünüyorum. Olgun insan için artık alttaki ihtiyaçları karşılama gereksinimi değişmiştir. Alttaki ihtiyaçların hayattaki payı / oranı tersine dönmüştür. Bu sefer piramit yukarıdan aşağıya çalışmaya başlar ve alttaki ihtiyaçların karşılanmaması durumunda bu piramit yıkılmaz. Tersine, üstteki kendini gerçekleştirme ve aşma ihtiyaçları tüm ihtiyaçların öncesindedir ve diğerlerinin karşılanma baskısı artık kalkmıştır. Bu bir uçan piramit, "kelebek" insanların piramidi.


Buna göre, benim sevilme ihtiyacımın yatışması için "bir partner" bulmam ve sevilmem gerekmez, tersine benim sevgi hissetmem için bir partnere bile gerek yoktur. Artık sevilme ihtiyacımı karşılamakla değil, sevmekle ilgilenmeye başlarım. İki önceki yazımda "olgun sevgiyi" tam da bu dayanaktan tarif etmeye çalışmıştım.


Aşma aşamasına ulaşan insanı tanımlamak için bazıları "kendileşme / bireyleşme" (indivuation), bazıları "kendini aşma" (transcendence), bazıları "otantik benlik" (authentic self), bazıları "kendini belirleyen kişi" (self-determined person), bazıları "tam işlevsel kişi" (full functioning person), bazıları "yaratıcı benlik" (creative self), bazıları "nirvana" gibi isimler kullanıyorlar. Üç aşağı beş yukarı benimkine benzer anlamlarda kullanmaktadırlar.


Maslow, Allport, Fromm, Lewin, Rogers ve daha yeni kuşaklardan diğerleri gibi ben de olgun olmanın ne demek olduğunu bu noktaya dayandırmaktayım. "Olgun, özgür, aşmış" insan ancak olgun sevgi üretebilir. Ben, bugün benim ne hissedeceğimi, neye ihtiyaç duyacağımı, ne ile motive olacağımı "geçmiş duygu ve ihtiyaç kalıplarının" belirlemesinden kurtulmak istiyorum. Ben, otantik ilgimin, merakımın, spontan duygulanımlarımın, özgürce ilişkilendiğim insanlarla doğal etkileşimlerimin, hayata ve yaşamaya dair hislerimin ve güdülerimin ve bütün bunların toplamı olan kendiliğindenliğimin otonom rehberliğinde özgür irademle yaşamak istiyorum. Beni seven kişinin olgunlaşmamış sevgisiyle bunu bozmasını istemiyorum, ben de olgunlaşmamış sevgimle ötekinin bu sürecini bozmak istemiyorum. Bunu bozmayacak bir sevgiyi ancak bu olgunlaşmayla yaratabiliriz.


Peki böyle hipotetik bir olgunluğa ulaştığımızı düşünelim. O zaman "doğal çocuk kodlarına" ne olacaktır? Bunlar ilk günkü halleriyle tekrar özgür kalacaklardır. Çünkü bunlara "doğal çocuk" diyoruz ama aslında bunlar hayatboyu süren insanın orijinal yaşam kodlarıdır. Çocukluktan itibaren başladıkları ve ilk zamanlarda tek başlarına onlar egemen oldukları için buna "çocukluk" kelimesini ekliyoruz, gerçekte bunlar bizim yaşam kodlarımız. Bu anlamda ancak çocukluğun başlangıcındaki ilk 3-4 yıl özgür olduğumuz söylenebilir, sonrası eğitim, kültür, bir ton zırvalık. İşte olgun insan kendi içinde taşıdığı bu orijinal yaşam kodlarını serbest bırakabilecek kadar içindeki "yabancı bileşenlerden" kendini ayıklamış insandır. Baştan beri bahsettiğimiz içsel özgürlük ancak bununla mümkündür. Bu nedenle toplumun "yetişkin" dediği şey özgür de değildir, doğal yaşam kodlarını serbest bırakabilecek kadar kendi de değildir.


Pek çok felsefe okulunda gerçek varoluşu "bilge" ve "çocuk" ile sembolize eden alegori buna dayanır. Gerçekten de "aydınlanma" ya da "varoluşsal olgunluk" kendi içimizdeki hayat kodlarını barındıran "doğal çocuğu" serbest bırakacak bir "bilge" ile mümkündür. Ve bu bilgeyi bilge yapan en önemli özellik, kendi olmasını etkileyecek her türlü düşünce ve etkiden kendini sıyırabilmesi, özünü yeniden gerçekleştirebilmesidir. Gerçek bilge hakikatin olmadığını anlayacak bir farkındalığın hakikatine varmış kişidir. Antik Yunan'da bu kadar çok şey bilen bütün bu insanlar (sofistler ve filozoflar) arasında sadece Sokrates'i gerçek bilge yapan şey, "bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" olgunlaşmasına varmış olması değil midir? Bunlar benim gözümde el ele tutuşmuş "bilge" ile "çocuk" şeklinde görülürler. Bazı felsefeler bilgeye daha çok vurgu yaparken, bazı felsefeler çocuğa daha çok vurgu yaparlar. Apolloniyen ve Dioniziyen dikotomisi buna dayalı değil midir? Gülen Buddha ikisini de tek figürde birleştirmez mi?



olgunlaşma olgun yetişkin sevgi bağımlı büyüme immatür matür bağımsız gelişim
En çılgın oyun arkadaşım dedem, en haylaz bakıcım ananem-babanem değil midir? Dionysos ile Apollon uçak uçuruyor.

Bizler buna ulaşamasak bile bu doğrultuda ilerlemek bile her şeyi değiştiriyor. Yolda sanki beni kendim olmaktan ala koyan yabancı parçalarımdan birer birer soyunuyorum. Her kurtulduğum benlik parçasıyla kendiliğim daha da ortaya çıkıyor. Sonunda gül bahçesi vadedemem. Varoluşsal farkındalık ağır bir yüktür. Hele ki bu son aşamada avutucu bir takım toplumsal/kültürel/dinsel kurgular da size ikna edici gelmiyorsa (kutsal ruh, ilahi gerçeklik, ilk ilke, evrenin ruhu vb. gibi) o zaman gerçeğin çölüne (nihilizm) hoş geldiniz. Bu farkındalığa yaklaşmak, nihilizme götürür belki, ama korkmayın orada bırakmaz insanı. Belki yeniden doğmak için bir nihilizm gerekir, belki tırtıldan dönüşmek için kozanın gerekmesi gibi nihilizm kelebeğin çıkacağı bir kozadır. Nietzsche'nin insanın üç değişimi üzerinde düşünmek ne keyiflidir. Ne büyük metafordur. Önce "deve insan" ki bizim toplumun yetişkini, sonra "aslan insan" ki farkındalıkla başlayan (hatta şanslı bir terapist isen senin terapinle başlayan) özgürleşme süreci, ve en sonunda olgun insan, yani bilge insan ki Nietzsche o aşamaya "çocuk insan" adını vermişti. Ne anlamlı değil mi? Apolloniyen Dioniziyen.


Böyle bir olgunlaşmadaki insanın sevmesi nasıl bir sevme olur? Ne heyecan verici bir düşünce ama. Bu yazıların ana hareket noktası da buydu. Olgunlaşma ile ortaya çıkmaya başlayan (çünkü hiç bir zaman tam olarak ortaya çıktı, bitti diyemeyiz) o "olgun insan" nasıl sever? İşte bize sevgi hakkında yol gösteren kutup yıldızı da bu olmalıdır, ya da bu olsa ne iyi olur.


Not: Çok uzamasın diye bir çok kısmını çıkarmak zorunda kaldım, ama yine de çok uzadı. Bu haliyle de biraz konudan konuya atladı, bağlantılar biraz kopuk kaldı. Artık çağrıştırdıklarıyla idare edeceğiz. Kastedilmeyen çağrışımlar yaratma riskini göze alacağız.





190 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page