top of page

Romantik İlişkilerde İletişim - II


Aktif dinleme, göz teması kurma ve yansıtma gibi temel iletişim becerilerinden önceki yazıda bahsetmiştim. Burada da geliştirebileceğimiz diğer önemli becerilere bakalım.


Aktif dinleme, göz teması kurma ve yansıtma gibi temel iletişim becerilerinden önceki yazıda bahsetmiştim. Burada da geliştirebileceğimiz diğer önemli becerilere bakalım.

Ne dediğin değil nasıl dediğin olay…

Bu cümle Kenan Doğulu’nun bir şarkısından, sağdan soldan tanıdık gelebilir. Sürekli duyuyoruz: “Ne dediğin önemli değil ama nasıl dediğin önemli” diye. Sahi nasıl demeliyiz? Cevap aslında çok basit: Ben diliyle.

Sen Dili - Ben Dili

“Sen bana o gün şunları söylemiştin, şöyle yapmıştın, sen böylesin zaten…Sen, sen, sen…” İkinci tekil şahsın eziyeti. Kendimizi sürekli sen şöyle yaptın böyle yaptın diyerek anlattığımızda karşımızdakini hedef göstermiş oluyoruz. Onu bir şeylerle itham ediyoruz, zan altında bırakıyoruz ve hatta suçluyoruz. Bir suçlama her zaman saldırı hissi yaratır ve kişi de otomatik olarak savunmaya geçer. Saldırı-savunma hattında biz iletişimi kaybederiz. Oysa kendimizi ben diliyle ifade ettiğimizde sağlıklı iletişimin temelleri atılmaya başlanır. Şu iki cümlenin farkına bakalım:

“Sen geç kalıyorsun”

“Sen geç kaldığında ben beklerken çok sıkılıyorum”

İlk cümlede bir yargı var, belki durumu anlatan bir cümle karşınızdaki geç kalmış ama bu cümlede ben diye bir şey yok. İkinci cümledeyse sen geç kaldığında bana olanlar var, benim duygum var. İlk cümleyi duyan kişi muhtemelen kendini savunmaya geçer, “ama şöyle oldu” ile başlayan bir açıklamaya girişir, nedenlerini sıralar. İkinci cümleyi duyanın ise odak noktası sadece kendisinin geç kalması değildir. Geç kaldığında bekleyenin ne hissettiğine de yer vardır bu cümlede. Kimse zan altında kalmamıştır. Suçlama yoktur. Böyle olunca savunmaya da gerek yoktur. İkinci cümleyi duyan kişinin ılımlı bir cevap verme, geç kaldığım için özür dilerim deme ihtimali çok daha yüksektir. Ben dilini kullandığımızda ilişkilerimiz gerilmez. Kendimizi, duygularımızı, ihtiyaçlarımızı ifade etmenin en güzel yoludur. “Sen geç kaldığında benim zamanıma saygı göstermediğini düşünüyorum”, “Sen geç kaldığında bana önem vermiyormuşsun gibi geliyor”… diye türetebiliriz bunu. Böylece sen dilinin suçlayıcılığından sıyrılıp gerçek bir iletişimin yollarını açabiliriz.

Duygularıma sahip çıkıyorum

Biz ben dilini kullanmaya başladığımızda etkili iletişim için güzel bir temel atmış oluruz. Şimdi ben dilini kullanarak kırgınlığınızı ifade ettiğinizi düşünelim: “Sen bana böyle davrandığında ben kırılıyorum” dediniz. Tam kendimi güzel ifade ettim şimdi güzel bir karşılık gelecek diye düşünürken karşımızdakinden gelen cümle: “Ne var şimdi bunda kırılacak?!”.

Hangimiz duymadık ki bunu. Hepimiz duyuyoruz ama duyduktan sonra ne yapıyoruz bence burası önemli. Bu cümle bize söylendikten sonra kuyruğu kıstırıp, ben dili de işe yaramadı işte demek ki olmuyor bizim ilişkimizde böyle şeyler işlemiyor, o kadar kolay değil diye düşünebiliriz. Evet o kadar kolay değil çünkü duygularımıza sahip çıkmayı öğrenmemiz gerekiyor.

“Ben böyle hissediyorum.”

“Belki kırılacak bir şey yoktur ama böyle hissettim.”

“Sana saçma gelmiş olabilir ama ben kırıldım.”

demeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bakın hala ben dilindeyiz ve duygumuza sahip çıkıyoruz. Bunu yaparken karşımızdakini suçlamıyoruz. O bizi ne var şimdi bunda kırılacak diyerek yargıladı ama bu onunla ilgili bir şey. Benimle ilgili değil. Bu ayrımı yapmak önemli. Bir de kendimize hissettiklerimiz için izin vermek. Herhangi bir durumda herhangi bir şey hissedebiliriz. Kırılacak bir şey olmadığında da kırılabiliriz. Bu benimle ilgili bir şeydir. Karşımdakinin ne yaptığından bağımsızdır aslında. Biz kendi duygularımıza sahip çıktığımızda ve duygularımızı ifade ettiğimizde iletişim çıkmaza girmek yerine ilerler. Ancak bazen duygularımızın sorumluluğunu almak bize ağır geldiğinden bunu yapmayız. “Sen beni kırdın” demek “Ben kırıldım” demekten daha kolaydır çünkü sorumluluğu karşıdakinin üzerine atar. Ancak sağlıklı iletişim kurmak isteyen, anlamak ve anlaşılmak isteyen yetişkin bireyler olarak kendi duygularımız üzerindeki sorumluluğumuzun farkında olmamız gerekmez mi?

Yargılamamak

“Ne var şimdi bunda kırılacak?!” cümlesini duyduğunuzda kendinizi nasıl hissettiniz? Ben yargılanmış hissettim; kırılmamam gereken bir şeye kırıldım yani yerinde olmayan bir tepki verdim, bir yanlış yaptım gibi hissettim; bu bana hiç iyi gelmedi. Yapıcı olmayan bir şekilde eleştirilmiş hissettim. Sanıyorum ki yargılanmak hiçbirimize iyi gelmiyor. Ancak kurduğumuz iletişimlerde çok fazla yargılayıcı cümleler kurabiliyoruz. Bunların ne kadarının farkındayız? Çoğu zaman otomatik olarak yargılıyoruz. Büyük çoğunluğumuz günde en az bir kere Instagram, Twitter, Facebook gibi sosyal medya kanallarından birine giriyoruzdur. Burada kendimizi, partnerimizi veya arkadaşlarımızı başkalarıyla kıyaslarken bulabiliyoruz. Unutmayın ki karşılaştırma da bir yargılama şeklidir. Etkili ve sağlıklı bir iletişim kurmak için yargılamayı bırakmamız gerekiyor. Ancak öncelikle ne zaman, nasıl yargıladığımızın farkında olmalıyız ki bunun üzerine çalışabilelim. Üniversitede ilk yıl Psikolojiye Giriş dersinde hocam şöyle demişti: “Buraya bir kavanoz koyuyorum. Sınıftan birini herhangi bir sebeple her yargıladığınızda içine hemen 1 tl atacaksınız. Dersin ortasındayken birinin saçını mı yargıladınız hemen kalkın ve parayı atın. Dersin sonunda bakalım kaç para atmış olacaksınız? Sene sonunda burada toplanan parayla parti yaparız 😊 Partiyi yaptık mı hatırlamıyorum ama insanları durduk yere ne kadar yargıladığımızı fark etmemiz için bence harika bir uygulamaydı. Üzerinden 10 yıl geçti hala aklımda.

25 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page